Eğitimde Ortak Sorumluluk

/ /

Ders zili çaldığında sınıflar doluyor, öğretmenler tahtanın başına geçiyor, müfredat adım adım işleniyor. Ancak o sınıflarda çoğu zaman görünmeyen bir eksik var: Veli. Okul yönetimi ve öğretmenler veliyi sürece dâhil etmekten kaçınıyor, onları işin dışında tutmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, doğal olarak velinin okuldan uzaklaşmasına yol açıyor. Oysa olması gereken bunun tam tersidir: Veliyi dışarıda bırakmak değil, sürecin içine davet etmek, aktif bir parçası haline getirmektir. Çünkü eğitim, ancak tüm paydaşlar el ele verdiğinde anlam kazanır.

Eğitim sistemimiz, çocuğun zihinsel gelişimini okul sınırları içinde planlarken, duygusal ve sosyal gelişiminde en büyük paydaş olan aileyi çoğu zaman sürecin dışında bırakıyor. Oysa eğitim yalnızca okulda değil, evde de devam eden bir yolculuktur. Bu yolculukta çocuğun en yakın rehberi olan anne ve baba, yalnızca veli toplantılarına katılan değil; eğitimin canlı bir parçası olan aktörler olmalıdır.

Gerçek tablo ise iç açıcı değildir. Çoğu aile, çocuğunun okulda ne öğrendiğini, hangi duygularla sınıftan çıktığını ya da öğretmeniyle nasıl bir ilişki kurduğunu bilmiyor. Veli toplantıları, imza attırılan evraklar ve birkaç karne dönemi görüşmesinden ibaret hale gelmiş durumda. Aileler, ya zaman yetersizliğinden ya eğitimi okulun sorumluluğu olarak görmekten ya da öğretmenle aralarındaki iletişimi güvensizlikle tanımlamaktan ötürü geri planda kalıyor. Bu da çocuğun hayatında okul ile ev arasında kopuk bir çizgi yaratıyor. Öğrenci iki farklı dünyanın çocuğu oluyor: Biri evde, diğeri okulda. Oysa eğitimin etkili olabilmesi için bu iki dünyanın birbirini tamamlaması gerekir.

Bir eğitimci olarak yıllar içinde gördüğüm en büyük kayıplardan biri, çocuğun ailesiyle birlikte eğitime katılmadığı ortamlarda yaşanıyor. Öğrenci notlara sıkıştırılıyor, öğretmen ise yalnızlaşıyor. Oysa bir anne çocuğunun kitaplarını karıştırsa, bir baba sınıf panosundaki resimlere dikkatlice baksa, bir veli çocuğuna “Bugün nasıldın?” diye sorsa; eğitim dediğimiz büyük daire tamamlanmış olurdu.

Çözüm, aileyi sistemin dışından içeriye almaktır. Aile, eğitimin nesnesi değil, öznesi haline gelmelidir. Bunun için:

  • Her sınıfta Sınıf Aile Birliği oluşturulmalı ve bir temsilci (delege) seçilmelidir.
  • Bu temsilciler, okul genelinde Okul Aile Birliğini oluşturmalıdırlar. Aynı zamanda sene başı ve sene sonu yapılan öğretmenler kurulu toplantılarına katılmalıdır.
  • OGYE tarafından veli eğitim programları hayata geçirilmeli; bu programlar bilgilendirme amaçlı seminerlerden ibaret değil, katılımcı, uygulamalı ve samimi ortamlarla yapılmalıdır.
  • Okullarda Aile ve Okul İş Birliği Platformları kurulmalı; veliler sadece sorun çıktığında değil, her ay düzenlenen etkinliklerle çocuklarıyla birlikte okulda yer almalıdır.
  • Okullar, velilere disiplin kararlarını değil; başarıyı, çabayı ve gelişimi de aktarmalıdır.
  • Ailelere sunulan rehberlik hizmeti daha işlevsel hale getirilmeli, en önemlisi öğretmen ile veli arasında güvene dayalı bir bağ kurulmalıdır.

Eğitimin sesi sınıf duvarları arasında kalmamalıdır. O ses evlere taşmalı, sofralara karışmalı, gece yatmadan önceki son cümleye dönüşmelidir. Ancak o zaman eğitimde gerçek bir bütünlük yakalanabilir. At sineği olarak şunu hatırlatmalıyım: Aileyi dışlayan her sistem, çocuğu da yalnızlığa sürükler. Oysa çocuk yalnızken değil; birlikte büyüdüğünde öğrenir. Eğitim, ancak evin sıcaklığıyla okulun bilgeliği yan yana geldiğinde gerçek anlamını bulur.