EĞİTMDE YÖNETİM VE POLİTİKA

/ /

Uykudaki Eğitim Sistemi: Eğitim, bir toplumun geleceğine yapılan en uzun vadeli yatırımdır. Bugün atılan bir adımın etkisi, kimi zaman on yıl sonra, kimi zamansa bir kuşağın hayatında tüm çıplaklığıyla ortaya çıkar.

Bu yüzden eğitim politikası; sabır, istikrar ve ortak akıl gerektirir. Ne var ki bu alan, uzun yıllardır siyasi iktidarların kısa vadeli beklentilerine göre şekilleniyor. Eğitim, neredeyse her kabine değişikliğinde yeni bir yol haritasına, her bakan değişiminde farklı bir vizyona teslim ediliyor.

Her gelen iktidar ya da bakan, eğitimi kendi bakış açısıyla yeniden düzenlemeyi görev biliyor. Müfredatlar değişiyor, sınav sistemleri sil baştan yazılıyor, okul türleri yeniden adlandırılıyor. Proje okulları, FATİH gibi büyük ölçekli projeler, dönüşen liseler, kaldırılan dersler, eklenen yeni alanlar… Fakat bu hızlı ve kesintili değişimlerin ortasında asıl kaybolan şey; öğrenci, öğretmen ve velinin güven duygusu oluyor.

Eğitimin böyle bir yönsüzdük içinde savrulması, aslında çok daha büyük bir zihniyet sorununun belirtisidir: Eğitimi bir ulusal politika değil, dönemsel bir siyasi araç olarak görme hastalığı yaşanıyor.  İşte bu noktada “eğitimin at sineği” olmak gerekiyor. Yani uyuyanları rahatsız eden, konfor alanını bozan bir bilinçle seslenmek: “Durun! Eğitim böyle yönetilemez” diye düşünmek gerekiyor.

Eğitim sistemi, rüzgâra göre değil; evrensel ilkelere ve toplumsal uzlaşıya göre yön bulmalıdır. Bilimin, pedagojinin ve deneyimin süzgecinden geçmeyen hiçbir değişim kalıcı fayda sağlamaz. Bir ülkenin eğitim rotası, iktidarlar değiştikçe sağa sola savrulmamalıdır. Her yeni dönemde “yeniden inşa” yerine “istikrarlı gelişim” sağlanmalıdır.

Bu çarpık döngüye son vermenin yolu, eğitimi partiler üstü bir devlet politikası haline getirmekten geçer. Milli Eğitim Şûraları sadece danışma organı değil, bağlayıcı ortak akıl platformlarına dönüşmelidir. Eğitimde liyakat esas alınmalı, karar alma süreçlerine öğretmenler, akademisyenler, veli temsilcileri ve öğrenciler dâhil edilmelidir. Yani eğitim; sadece bakanlıkta değil, toplumun her katmanı da sahiplenilmelidir.

Eğer gerçekten “gelecek nesilleri yetiştirmek” istiyorsak, bu sorumluluğu günübirlik siyaset anlayışından kurtarmalıyız. Çünkü eğitim bir yarış değil, bir inşa sürecidir.  Bu inşa, her gelenin sıfırdan başladığı bir yap-boz tahtası olamaz. Bakanlık’tan okul müdürlüğüne kadar yapılanları yapmak yerine doğruları yapmalıyız.

Bugün eğitim alanında yaşanan birçok sorun, aslında istikrarsızlıkla besleniyor. Bu istikrarsızlığın en temel kaynağı, eğitimin her gelen iktidarın, bakanın, il, ilçe ve okul müdürlerinin kendi doğrularına göre şekillenmesidir.  Oysa bu ülkenin çocukları, kendi yeteneklerini özgürce geliştirebilecekleri, güven veren bir eğitim sistemini hak ediyor. Çünkü eğitim, sessiz kalındığında en çok kaybedilendir. Bazen bir at sineğinin vızıltısı, bir toplumun uyanmasına vesile olabilir.