FİZİKSEL KOŞULLAR VE DONANIM

/ /

         Kalabalık sınıflar, fiziksel değil, pedagojik sınırları da zorlayan en temel sorunlardan biridir. Birçok ilde, özellikle büyükşehirlerin kenar mahallelerinde ya da kırsal bölgelerde bir sınıfa düşen öğrenci sayısı 35’i, hatta 40’ı aşabiliyor. Oysa kaliteli eğitimin en önemli şartı, öğretmenin her öğrenciyle birebir ilgilenebilmesi ve öğrenme sürecini yakından takip edebilmesidir.

          Ne var ki böylesi yoğun sınıf yapılarında bırakın bireysel rehberliği, öğretmenin öğrencilerin isimlerini ezberlemesi bile haftalar alabiliyor. Eğitim kalabalıklaştıkça anonimleşiyor; öğretmen sadece anlatan, öğrenciler ise dinleyen birer gölgeye dönüşüyor. Bu durum öğretmenin iş yükünü artırırken, öğrencinin kendini görünmez hissetmesine yol açıyor. Sessizce geride kalan çocuklar fark edilmeden sistemin dışında kalabiliyor.

          Bu tabloyu değiştirmek için öncelikle mevcut okullarda derslik sayısının artırılması bir zorunluluk değil, bir sorumluluktur. Yeni okul binaları yapmak kadar, mevcut okulların kullanım kapasitesini artırmak da önemlidir. İkili öğretim yerine tam gün eğitim uygulanmalı; öğrencilerin daha geniş zaman dilimlerinde, daha az kalabalık sınıflarda öğrenim görmeleri sağlanmalıdır.

          Öğretmen atamaları da sadece sayı bazlı değil, ihtiyaca göre dengeli bir dağılımla yapılmalıdır. Bazı illerde öğretmen fazlası varken, başka illerde ciddi öğretmen açığı yaşanması, sorunun yapısal olduğunun açık bir göstergesidir. Eğitim politikalarında radikal bir dönüşüm artık kaçınılmazdır. Sınıf mevcutları rakamsal değil, pedagojik bir kriter olarak ele alınmalı; her eğitim planlamasında öğretmen başına düşen öğrenci sayısı temel gösterge kabul edilmelidir.

              Eğitimde nitelik, niceliğin gölgesinde solmamalıdır. Eğitimciler olarak bizler, kalabalığın içinde sesi duyulmayan çocukların sözcüsü olmalı; sistemi değil, öğrenciyi merkeze alan bir eğitim anlayışı için ısrarcı olmalıyız. Çünkü eğitim, her çocuğun yüzüne tek tek bakarak başlar.