Bir eğitimcinin yolculuğu her zaman asfalt yollarda başlamaz; çoğu zaman tozlu ya da çamurlu patika yollardan geçer. Kırsalda görev yapan her öğretmenin hafızasında mutlaka bir soba dumanına karışan tebeşir tozu, bir kış günü donmuş musluk ya da internetin çekmediği bir köy okulunun sessizliği vardır. Ne yazık ki birçok kırsal okul, eğitimde fırsat eşitliğinin değil, eşitsizliğin kanıtı gibi karşımıza çıkmaktadır. Çünkü bu çocuklar bilgiye değil; ısınmaya, hijyene, teknolojiye, hatta kimi zaman temiz içme suyuna dahi ulaşamamaktadır.
Bugün interneti sadece bir iletişim aracı olarak değil; bilgiye, kaynaklara, güncel içeriklere ve dünyaya açılan bir pencere olarak düşünmeliyiz. Her okulun, her öğretmenin ve her öğrencinin ücretsiz ve kesintisiz internet hakkı olmalıdır. Oysa binlerce köy okulunda internet ya hiç yok ya da çok düşük hızdadır. Böyle olunca EBA, Khan Akademi, Google Classroom, Edmodo veya Zoom/Microsoft Teams gibi sistemler bir umut olmaktan çıkıyor; şehirdeki çocuklara hitap eden sembolik bir yapıya dönüşüyor. Sorun internetle sınırlı değil. Doğu ve İç Anadolu’daki birçok okulda ısınma sorunu nedeniyle öğrenciler sınıfta montlarıyla oturmak zorunda kalıyor. Temizlik malzemeleri yetersiz olduğunda öğretmenler sınıfı temizliyor, öğrenciler ise sırayla tuvaletleri çamaşır suyuyla yıkıyor. Bu tablo modern çağın değil, ihmalkârlığın bir yansımasıdır. Bu sorunların çözümü bütçe meselesi değil; aynı zamanda bir bakış açısı meselesidir. Kırsal okullar, eğitimin üvey evladı gibi değil, öncelikli yatırım alanı olarak görülmelidir.
Millî Eğitim Bakanlığı yalnızca denetim yapmakla yetinmemeli; her okulun teknik ve insani ihtiyaç haritasını çıkararak düzenli bir iyileştirme planı uygulamalıdır. İnternet altyapısı için Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile koordineli çalışılmalı, köy okullarında en azından sabit ve güçlü bir bağlantı sağlanmalıdır. Isınmada soba yerine doğalgaz ya da çevreci merkezi sistemlere geçiş hedeflenmelidir. Hijyen konusunda ise her okula kadrolu yardımcı personel atanmalı, temizlik malzemeleri yılda bir defa değil, düzenli olarak karşılanmalıdır. Ülkenin bir ucunda çocuklar teknolojiyle geleceğe hazırlanırken, diğer ucunda çocuklar soğukta kalem tutmaya çalışıyorsa bu sadece bir eğitim değil, aynı zamanda bir vicdan sorunudur.
Bir eğitimci olarak şunu söylemeliyim ki; köy okullarının çamurlu bahçelerinde açan umut çiçeklerini soldurmak, bu ülkenin geleceğinden çalmaktır. Eğitimde adalet, eşitlikten önce başlar. Bu eşitliği sağlamak devletin değil, toplumun da ortak sorumluluğudur. Çünkü her çocuk, nerede doğarsa doğsun, aynı gökyüzünün altında öğrenmeyi hak eder.
