Bir çocuk bazen sadece dersi değil; duyulmayı, anlaşılmayı ve yön gösterilmeyi bekler. Ancak sınıf mevcudu kalabalık, zaman kısıtlı, sistem not odaklıysa, bu sessiz ihtiyaçlar çoğu zaman fark edilmeden geçer. Psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin yetersizliği, bu nedenle eğitimde görünmeyen ama en derin yaralardan biridir. Çünkü çocuğun ruhuna dokunamayan hiçbir eğitim sistemi, gerçek anlamda başarıya ulaşamaz.
Bugün birçok okulda rehber öğretmen ya hiç yok ya da bir kişiye yüzlerce öğrenci düşüyor. Rehberlik hizmetleri çoğu zaman sınav bilgilendirmesi ya da disiplin vakalarının raporlanmasıyla sınırlı kalıyor. Oysa rehberlik, kriz anında başvurulacak bir çözüm değil; çocuğun gelişim yolculuğuna eşlik eden sürekli bir destek sistemidir.
Okula kaygıyla gelen, evde şiddet gören, kimlik arayışı yaşayan, özgüven sorunu çeken ya da akran zorbalığına maruz kalan bir çocuk, ilk olarak bir uzmanın kapısını çalabilmelidir. Ne var ki çoğu okulda o kapı ya kilitlidir ya da arkasında danışmanlık yapmaya vakti olmayan, evrak yükü altında ezilmiş bir görevli bulunur.
Sorunun çözümü, rehberlik hizmetlerini “mevzuatta var” düzeyinden çıkarıp okulların temel yapı taşlarından biri haline getirmektir. Her okulda yeterli sayıda psikolojik danışman istihdam edilmeli; bu hizmetler yalnızca liselere değil, ilkokullara kadar yaygınlaştırılmalıdır. Çünkü kişilik gelişimi ortaokulda başlamaz, çok daha erken yaşlarda şekillenir.
Rehber öğretmenlerin sayısı artırılmalı, görev tanımları netleştirilmeli ve öğrenciyle birebir çalışabilecekleri zaman dilimleri güvence altına alınmalıdır. Ayrıca çağın psikolojik sorunlarına (akran zorbalığı, dijital bağımlılık, aile içi şiddet gibi) yönelik yetkinlikleri geliştirmek için sürekli hizmet içi eğitimler sağlanmalıdır.
Ancak sadece sayı artırmak da yeterli değildir. Okul kültüründe rehberlik anlayışı değişmelidir. Rehber öğretmen, “problemli öğrenciyle ilgilenen kişi” değil; okulun iklimini şekillendiren bir yol arkadaşı olmalıdır. Öğretmenlerle iş birliği yapan, velilerle düzenli iletişim kuran, öğrencilerin sosyal ve duygusal gelişimini merkeze alan bir sistem inşa edilmelidir. Böylece çocukların değil, öğretmenlerin ve ailelerin de yaşamına dokunan bir iyileştirme sağlanabilir.
Eğer bir çocuk içindeki fırtınayla baş başa kalıyorsa, biz onu derslerle iyileştiremeyiz. Eğitim, yalnızca aklı değil, kalbi de gözetmek zorundadır. Bu nedenle hatırlatmamız gereken gerçek şudur: Psikolojik destek bir lüks değil, temel bir ihtiyaçtır.
Bir sistem, en çok ihmal ettiklerinin vicdanında sınanır. Çocuklar yalnız kalmasın diye, bu uyarıyı susmadan yapmalıyız. Çünkü bazen bir hayat, dinlenilerek değişir.
