Öğretmenin Değeri, Sistemin Vicdanıdır

/ /

Eğitim sistemimizin en sessiz ama en derin yaralarından biri, öğretmenlerin özlük haklarının yıllardır görmezden gelinmesidir. Bu durum öylesine kanıksanmıştır ki artık ne yöneticileri rahatsız eder ne de kamuoyunu harekete geçirir. Oysa eğitimde kalite, müfredat kadar öğretmenin mutluluğuna, motivasyonuna ve mesleki saygınlığına bağlıdır. “Bir milletin öğretmeni değersizse, hangi kalkınma hedefi gerçektir?” sorusu bu gerçeği en çarpıcı şekilde özetler.

Bugün birçok öğretmen, sadece görev tanımının değil, insanca yaşam koşullarının da çok altında bir düzenle mesleğini yürütmektedir. Düşük maaşlar, ekonomik kaygılar, ek iş yapma zorunluluğu, atama bekleyen binlerce genç öğretmen ve emeklilikte geçim sıkıntısı yaşayan eğitim neferleri… Bunlar bireysel değil, doğrudan sistemsel sorunlardır. Çünkü öğretmeni yalnızca “ders anlatan kişi” olarak gören anlayış, onun toplumsal rolünü, ekonomik güvenliğini ve mesleki onurunu görmezden gelmektedir.

Sorunun Kaynağı: Asıl soru şudur: Neden öğretmenler hak ettikleri özlük güvencesine sahip değildir?
Bunun nedeni, eğitimin bir “yatırım” değil, bir “gider kalemi” olarak görülmesidir.  Oysa nitelikli eğitim, öğretmenin işini tutkuyla, özgürce ve gelecek kaygısı olmadan yapabildiği ortamlarda mümkündür. Öğretmenin yalnızca iş yükü değil, yaşam yükü de vardır. Bu yük, zamanla meslek aşkını yorgunluğa, şevkini ise sessizliğe dönüştürmektedir. Şu sorular bu noktada önemlidir:

Hangi ülkede değeri gölgede kalmış öğretmenlerle eğitim devrimi yapılabilmiştir?

Hangi sistem, kendi taşıyıcı kolonunu yoksunlukla ayakta tutabilmiştir?

Eğitim bir sistemse, öğretmen onun ana taşıyıcısıdır. Taşıyıcı zayıfsa, binanın sağlamlığından söz edilemez. Yapılması gerekenler açıktır:

Öğretmenlik özel statüye kavuşturulmalıdır. Ek ders, hazırlık süresi ve nöbet görevi gibi konularda adil ödemeler yapılmalı; öğretmenin emeği sadece ders saatine indirgenmemelidir.

Emeklilik güvencesi sağlanmalıdır. Öğretmen maaşları, emeklilikte “fakirleşme” korkusu yaratmayacak şekilde düzenlenmeli; öğretmen onurla emekli olabilmelidir.

Atama bekleyen gençler için kalıcı istihdam politikaları oluşturulmalıdır. Öğretmen açığı gerçek verilerle belirlenmeli, düzenli kadrolar açılmalı ve atamalar liyakat esasına göre yapılmalıdır.

Mesleki gelişim süreçleri cazip hâle getirilmelidir. Hizmet içi eğitimler öğretmene hem kariyer hem ekonomik açıdan katkı sağlamalıdır. Bugün birçok öğretmenin gönülsüz katılım göstermesi, yalnızca içerikten değil, karşılığının olmamasından

Eğitim sisteminde reformdan söz edebilmek için önce öğretmeni ayağa kaldırmak gerekir. Çünkü eğitimin niteliği, öğretmenin yüzündeki ifadeden, ses tonundaki heyecandan ve öğrencisine dokunuşundaki güvenden anlaşılır. Bu güven ve heyecan ise ancak özlük güvencesi sağlanmış, ekonomik kaygı duymayan, mesleki olarak değer gören öğretmenlerle mümkündür. Unutulmamalıdır ki öğretmenin sesi çıkmıyorsa, toplumun vicdanı da sessiz kalıyor demektir. Öğretmeni duymayan bir sistemin öğrenciyi duyması ise yalnızca bir yanılsamadır.

YanıtlaYönlendir