Bir okul binası duvarlardan, sıralardan ve çatılardan ibaret değildir. O yapının her çatlağında bir ihmal, her dökülen sıvasında bir göz ardı, her kırık camında bir gelecek kaybı gizlidir. Ne yazık ki ülkemizin birçok bölgesinde, özellikle kırsal alanlarda ve büyükşehirlerin geri planda kalan semtlerinde okul binalarının bakımsızlığı kronikleşmiş bir sorun haline gelmiştir.
Eğitimin fiziksel ortamı, doğrudan eğitimin niteliğini etkiler. Ancak bu gerçek çoğu zaman ya bir deprem olduğunda ya da bir çatı çöktüğünde gündeme gelir. Bir öğretmen olarak, öğrencilerimi her sabah nem kokan, duvarları çatlamış, sıvaları dökülmüş bir binada karşılamanın ne anlama geldiğini çok iyi bilirim. O fiziki ortam, çocuğa şu mesajı verir: “Sen çok da önemli değilsin.” Çünkü öğrenme içerikle değil, çevreyle de şekillenir.
Tavanından su damlayan bir sınıfta çocuk ne kadar dikkatini derse verebilir? Penceresi kırık bir odada öğretmen hangi motivasyonla eğitim sunabilir? Tuvaletleri sağlıksız, bahçesi çamur içindeki bir okulda 21. yüzyıl eğitiminden bahsetmek, kelime oyunundan ibarettir.
Peki, çözüm nedir? Öncelikle okul binalarının bakım ve onarımı, “gerektiğinde yapılır” anlayışıyla değil; sürekli ve planlı bir sistemle yürütülmelidir. Her okul için yıllık bakım ve onarım takvimi hazırlanmalı, bu işler yaz tatiline sıkıştırılmamalıdır.
Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinde bu ihtiyaçlara özel bir kalem ayrılmalı; il ve ilçe müdürlüklerinin acil müdahale yetkileri güçlendirilmelidir. Okul müdürleri ise rapor yazmakla değil, yerinde çözüm üretebilmekle yetkilendirilmelidir.
Ayrıca kamu ve özel iş birlikleri, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle bakım süreçleri ortak bir sorumluluk olarak paylaşılmalıdır. Velilerin katkısı elbette kıymetlidir; ancak bu yük onların omuzlarına bırakılmamalıdır. Eğitim, kamusal bir hizmettir ve okul binasıyla, çatısıyla, penceresiyle devlete emanettir.
Bir ülkenin eğitime verdiği değeri anlamak için okul binalarına bakmak yeterlidir. Eğer duvarlarında umut değil, küf birikmişse; pencerelerinden ışık değil, ihmal sızıyorsa; orada ne teknoloji ne müfredat ne de öğretmen motivasyonu kalıcı olur.
Eğitimin çatısını onarmadan geleceğin temelini kuramayız. Bu ortamları ihmal ettikçe çocuklarımıza saygı değil, sorumsuzluk miras bırakırız. Eğitimde at sineği olmak, bu sorumluluğu hatırlatmak demektir. Rahatsız etmeliyiz; çünkü susarsak, yıkılan duvarlar değil, vicdanlar olur.