Sessizlikte Büyüyen Zorbalık

/ /

Bir okulun kapısından içeri adım attığınızda sadece dersler başlamaz; çocukların hayatla kurduğu ilişki, duygularıyla baş etme biçimi ve birbirleriyle olan etkileşimleri de sınıf, koridor ve bahçelerde akmaya başlar. Ne yazık ki bu görünmeyen akışta ciddi yaralanmalar yaşanıyor. Bağımlılık, şiddet ve akran zorbalığı gibi sorunlar, çocukların iç dünyasında sessiz ama derin izler bırakıyor. En acısı da bu sorunların çoğu zaman görülmemesi ya da görülse bile ciddiye alınmamasıdır. Çünkü eğitim sistemimiz hâlâ çocuğu akademik başarı nesnesi olarak görmeye devam ediyor.

Bağımlılık artık madde kullanımıyla sınırlı değil; dijital bağımlılık da alarm veriyor. Okulda elinden telefonu alınan bir öğrencinin öfke nöbeti geçirmesi ya da gece boyunca oyun oynayıp ertesi gün derste uyuklaması yalnızca disiplin sorunu olarak değerlendiriliyor. Oysa bu, çağın çocuklarını kuşatan görünmez bir tutsaklıktır. Şiddet ise bazen okul dışında başlıyor, okulda devam ediyor. Aile içi şiddetin gölgesinde okula gelen çocuk, kimi zaman sessizleşerek kimi zaman da arkadaşına vurup iterek sesini duyurmaya çalışıyor. Akran zorbalığı ise sosyal medya aracılığıyla artık okul duvarlarını da aşıyor; görünmeyen ama ruhları kemiren bir şiddet biçimi olarak büyüyor.

Ne yazık ki çoğu okulda bu sorunlar bireysel vakalar gibi görülüyor, sistemsel bir yaklaşım geliştiril(e)miyor. Rehberlik servisleri yetersiz, öğretmenler bu konularda yalnız bırakılıyor, veliler ise çoğu zaman inkâr ediyor ya da savunmaya geçiyor. Oysa bunlar münferit olaylar değil; yapısal bir ihmalkârlığın sonucudur.Bu sorunların çözümü, onları “önemli ama acil olmayan işler” kategorisinden çıkarmakla başlar. Her okulda kriz müdahale planları hazırlanmalı; bağımlılık, şiddet ve akran zorbalığıyla ilgili somut protokoller oluşturulmalıdır. Öğretmenlere sadece seminer değil, uygulamalı ve sürekli eğitimler verilmelidir.

Rehberlik servislerinin kadrosu güçlendirilmeli, hizmet yalnızca sınav bilgilendirmesiyle sınırlı kalmamalıdır. Okullarda psikososyal destek ekipleri kurulmalı; çocukların davranışlarını kontrol eden değil, aynı zamanda anlayan ve destekleyen bir sistem hayata geçirilmelidir.En az bunun kadar önemli olan şey ise okul iklimidir. Güvenli okul ortamı sadece kamera sistemiyle sağlanmaz. İklimi güvenli kılan şey, öğrencinin kendini değerli ve görünür hissetmesidir. Bunun için sınıf ilişkilerinden teneffüs alanına, öğretmen dilinden yönetici tutumuna kadar her şey “şiddetsiz iletişim” temelli olmalıdır. Drama, rol yapma, empati etkinlikleri gibi uygulamalarla çocuklara sağlıklı ilişki kurma becerisi kazandırılmalıdır. Ayrıca ailelerle düzenli bilgilendirme toplantıları yapılarak veli katılımı, sürece dâhil edilmelidir.

Eğer bir çocuk okulda şiddete maruz kalıyor, alay ediliyor, dışlanıyor ya da bağımlılık sarmalında kayboluyorsa, bu bir çocuğun değil, bir toplumun kaybı anlamına gelir. Biz susarsak, bu sessizlik büyür. İşte bu yüzden at sineği olmak önemlidir: Rahatsız etsek de uyandırmalı, uyarıcı bir ses olmalıyız. Çünkü eğitim bilgi aktarmak değil, insanlığı da taşımaktır. O yolculukta her çocuk, güvende olmayı ve anlaşılmayı hak eder. Sessiz kalmak, en büyük ihmal olur.